14 Mayıs 2019 Salı

Bilgisayar mı, Ben mi?

 Bilgisayar ve bilgisayar oyunlarına bağımlılık günümüzde aşırı bir artış gösterdi, hepimiz bunun farkındayız, ama tanıştığım bir kız bunu çok yakından fark etmiş olmalı. Birbirlerini sevdiklerini söyleyen bir çift. Birbirlerine saygısızlık etmiyorlar ve sınırlarına girmiyorlar. Peki, bu ilişkinin bitmesinde sebep olabilecek ne olmuş olabilir? Arkadaşları kızı gaza getirmemiş hayır, aileler cephesinden de bir problem yok. Tek problem oğlanın giderek daha çok bağlandığı bilgisayarı. Giderek görüşmemeye başlamışlar, kız bunun hakkında konuşunca bir süre sadece evde görüşmeye başlamışlar ama o da sonra azalmış. Bir gün kız yeter artık diyerek bilgisayara dounduğu anda asıl patlama olmuş. Oğlan bir anda bağırmaya başlamış. O kadar abartılı bir şekilde bağırıyormuş ki kızın canına tak etmiş. Eğer benimle beraber olmak istemiyorsan bir hafta boyunca bilgisayar oynamayacaksın, böylelikle bana gerçekten değer veriyor musun anlayacağız, demiş. Aradan birkaç gün geçtikten sonra çocuğun Steam hesabından çevrimiçi olduğunu görmüş. Çocuk başta inkar etse de sonra dayanamayıp girdiğini kabul etmiş, sonradan çok yalvarmışsa da kızı ayrılmamaya bir türlü ikna edememiş. Kız da çok inat çıktı, uzun süre acı çekti, çok üzüldü ama barışmadı çocukla. Bana, eğer barışırsak yine oyunlarla ilgilenecek ben yine üzüleceğim, en iyisi şimdi biraz üzülüp unutmak, demişti. Şimdi çok mutlu olduğunu belirteyim. Arkadaşlar, bilgisayar oyunları çok güzel ama sevdiklerinizle vakit geçirmek daha güzel.
 Ä°lgili resim

10 Mayıs 2019 Cuma

Eski Arkadaş ve Eski Sevgili Arasındaki Sıfır Fark

 Yakın arkadaş kime denir? Ne zaman birini tanımlarken yakın arkadaşım dersiniz? Ya da ne zaman yakın arkadaşının aslında ''yakın'' olmadığını fark edersiniz? Bu soruların cevaplarını keskin köşelerle belirlemek biraz zor olabilir, bir arkadaşım da bunlara cevap ararken karmaşık düşüncelere düşmüştü. Hece, psikolojide bunun bir adı var mı? Yakın arkadaşlarım bana çok yakın olmaya başladıklarında artık ben yakın arkadaşım olarak göremiyorum, soğuyorum, demişti. Tabii o zamanlar daha ilk dönemimdeydim, bunu derste söylemiş olsalar bile bilemezdim, derslere gitmiyordum. Bu düşünce doğal olarak belli olaylar sonucunda doğmuş. Yakın arkadaşı olduğunu düşündüğü, sırlarını paylaştığı, kimseye söylemeyeceğine inanarak kimsenin henüz bilmediği dedikoduları söylediği bir arkadaşı varmış. Arkadaşım bu kişi sevgilisinden ayrıldığında da her zaman destek olmuş -ayrıldığı sevgili arkadaşımın yakın arkadaşı olmasına rağmen- ancak verdiği sevginin ve sadakatin karşılığını alamamış. Bu arkadaş kimseye söylememesini istediği bir sırrı başkalarına anlatmış. Tabi ki bu dönüp dolaşıp arkadaşımın kulağına gelmiş yine. Bunu sorduğunda söylemediğini iddia etmiş. Ve yapmaya devam etmiş. Bir gün suç üstü yakalanana kadar inkar etmeye devam etmiş ve yalan söylediği için artık arkadaş değiller. Tabbi kampus küçük, görmemek imkansız, ortak arkadaşının olmaması mümkün değil. Bu gibi sebeplerle karşılaştıklarında iki eski sevgilinin davranışlarını sergiliyorlarmış, ben eski sevgililerimle böyle eski sevgilimmş gibi mumele görmedim diyor arkadaşım. Kıssadan hiss çıkarmak gerekirse, ha eski yakın arkadaşının eski sevgilinden farkı yok, aynısıtam tersi için de geçerli.

17 Nisan 2019 Çarşamba

Hokus Pokus, Kötü Artık İyi!

  Bu senenin başında Kıbrıs'a geri dönüyordum. Atatürk havaalanında İstanbul'a pek hakim olmadığı dış görünüşünden ve hareketlerinden anlaşılan bir kadın pasaport kontorlünden sonraki x-ray cihazlarından sonra bana Kıbrıs'a gideceğini ama burada nerede beklemesi gerektiğini bilmediğini söyledi. Ben de Ercan'a ineceğim kapıya beraber gidelim isterseniz dedim, kabul etti. Kulağımda kulaklık olduğu için konuşası olsa da pek fırsat vermemiş oldum sanırım. Neyse kapıya geldik teşekkürler kızım dedi ve ayrı yerlere oturduk, uçağa binerken de kadını görmedim. Kapalı ve sıkışık yerler beni rahatsız ettiğinden cam kenarı tarafından koltuk seçmeye özen gösteririm, yolculuk boyunca dışarıyı izleyebileyim diye. Bu sefer check-in yapmayı unuttuğumdann ortadaki koltuklarda oturmak zorunda kalmıştım, haliyle mutsuz ve gergindim. Büyük kulaklıklarımla cam kenarında oturan bir diğer kadının yanına geçtim, İstanbul'u bilmediğini düşündüğüm kadın da yanıma oturdu şansa. Gerçi şansa mı şanssızlığamı bilemeyeceğim, kadın yolu uzun mu sandı bilmem, kulaklığıma rağmen konuşmaya başladıbu sefer öğrenci miyim, hangi okul, hangi bölüm oo demek psikoloğum (birinci sınıfa yeni başlayacaktım halbuki) derken kadın da kendi hayatını anlatmaya başladı. Çocuğu okuyormuş burada. Bunu duyan diğer tarafımdaki kadın da lafa girdi, o da çocuğunu ziyarete geliyormuş, ama talihsizlik yaşamış. Havaalanında valizini iki dakikalığına (!) oturduğu yere bırakıp tuvalete gitmiş, döndüğünde valiz yok! Aramış ama bulamamış,uçağın saati de geldiğinden koyverip binmesi gerekmiş. Kızım sen psikologusun, dedi bana, çok arttı bu kötü insanlardan, sizin bu insanları tedavi etmeniz gerek. Keşke mezun olduğumuzda elimize birer sihirli değnek verseler, bizde tüm hastaları tedavi etsek tüm kötüleri iyi yapsak ama ne yazık ki gerçek dünya o kadar kolay değil.

14 Nisan 2019 Pazar

Torunun Var Derdin Var, Biraz da Bacak Ağrısı

 İstanbul'da Beylikdüzünde oturuyorum. Bu da haliyle bana şehir içinde biri yere gidiyorken uzun yolculuğa çıkıyormuş deneyimi yaşatıyor. Yine bu saatler süren otobüs yolculuklarımın birinde, sokaklarda yürüdüğüm onca saatin üstüne bir de bir süre otobüste ayakta dikildikten sonra bir yer boşaldı. Ben bunun sevinci içinde biraz da sızlanarak bacaklarımı ovuştururken yanına oturduğum teyze, onun da dizlerinin çok ağrıdığından başladı konuşmaya. Torunundan doktor olmasını istemiş ona biraz baksaymış ne olurmuş ama yok, gidip elektrikçi olmuş çocuk. Teyze benim psikoloji okuduğumu öğrenince konuşmanın ileriki cümlelerinde bu sene bayağı yüksek bir puanla elektrik mühendisliğine girdiğini öğrendiğim vefasız torunun ne ahı kaldı ne vahı. Teyze bu vefasız toruna 3 yaşına kadar bakmış, sonra ailesi kreşe vermiş.Önceleri babaannesini çok severmiş bu torun ama ne olduysa -çok tahmin edilesi bir şekilde ergenlik yıllarına girdiği sıralarda- birden gördüğünde koşarak gidip boynuna atlamamaya, sarılıp öpücüğe boğmamaya başlamış. Kadının deyimiyle yabaninin biri oluvermiş. Ben de ergenlikten yeni çıkmış hatta tam çıkamamış biri olarak hemen, o yaşlarda böyle şeyler yapılabilir boş yere üzülmeyin şimdiye geçmiştir zaten değil mi, dedim en sevimli ve aynı zamanda profesyonel gözüken halimle. Ama yok teyze ne kadar içerlediyse sanki yanında büyüyen ilk çocuk buymuş gibi anlattı da anlattı. Çocuk anladığım kadarıyla derslerden başını sadece bilgisayar oynamak için kaldırıyormuş. Tabi bu cümleden sonra işlerin seyri değişti. Bilgisayarın, telefonun ne kadar büyük bir illet olduğunu anlatmaya başladı. Neredeyse kıyamet alameti demediği kaldı teknolojiye ve teknolojik aletlere. Ben nasıl cevap versem diye düşünürken aferin kızım bak herkesin kulağında kablolar var ama sen ne güzel sohbet ediyorsun. aferin aferin, diyerek durakta indi. Otobüse binerken kulaklığımı evde unuttuğum için kendi kendime söylendiğimi ve ne kadar üzüldüğümü bilmiyordu tabi.

13 Mart 2019 Çarşamba

Sence Ben Deli miyim?



 Geçtiğimiz haftaların birinde DAÜ'de okuyan lise arkadaşımı görmeye Mağusa'ya gittim. Güzel ve eğlenceli geçen birkaç saatlik sohbetten sonra bir arkadaşı bizi görüp yanımıza oturdu. Gergin ve sinirli görünüyordu ama pek çaktırmak istemedi başlarda. Bir süre sonra arkadaşım, Hece de psikoloji okuyor hem de ODTÜ'de, dedi. Arkadaşı bir iki saniye durduktan sonra bak madem psikologsun, dedi -ki değilim henüz birinci sınıf öğrencisiyim- hemen ardından kız arkadaşıyla olan sorunlarını anlatmaya başladı:
'' Bu kız Antep'te biraz muhafazakar bir yerde büyümüş, hep baskılanmış anlayacağın, bu sene buraya geldiğinde de ipi salınmış boğaya dönmüş. Açıldıkça açıldı, ya açılmaya da devam ediyor, ben öyle baskıcı kısıtlayıcı bir insan asla değilim ama bu kızı durduramıyorum.'' Mesela açılmak derken nelerden kastediyorsun, dediğimde, erkek arkadaşları olmasına engel olmuyorum hatta şort bile giymesine izin veriyorum dedi. Gülmemek için zor tuttum kendimi ve kız için de üzüldüm. ''Ben sinirleniyorum biraz sıkıntım var mı diye doktora gittim doktor ben deli miyim diye sordum değilsin dedi bana, sence de deli değilim dimi yaptıklarımda yanlış bir şey yok o yanlış.'' Nutkum tutuldu, ne diyeceğimi bilemedim, o da onaylamayacağımı anlamış olacak ki bir şey söylememi beklemeden neyse, dedi; ben kalkayım da sizi daha fazla sıkmayayım görüşürüz.

3 Mart 2019 Pazar

Merhaba, Hoş geldim!

''Güzin Abla'dan Hallice'' isimli bu blog Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kuzey Kıbrıs Kampusu TUR 102 Türkçe II dersinin projesi olarak Hece Alize Demir tarafından hazırlanmış olup, psikoloji öğrencisi olan, hele bir de çoğunlukla pozitif ve samimi hareketler sergileyen çoğu kişinin başına geldiği gibi herkesin gelip derdini anlattığı; hiçbir fikrimin olmadığı konuları sırf  ''ay sen psikoloji okuyorsun bilirsin'' diyip cevap beklenmeden anlatılan konuşmalardan seçtiklerimi engin internet alemi de görsün diye (ve 30 puan için) açılmış bir blogtur. Yazılacak olayların hepsi yaşanmış olup gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi vardır ama isimleri değiştirip anlatırım, tabi eğer başkasına daha önce anlatmışsam o bilebilir. (Kurumu değiştirmeyebilirim.)

Bilgisayar mı, Ben mi?

 Bilgisayar ve bilgisayar oyunlarına bağımlılık günümüzde aşırı bir artış gösterdi, hepimiz bunun farkındayız, ama tanıştığım bir kız bunu ç...