17 Nisan 2019 Çarşamba

Hokus Pokus, Kötü Artık İyi!

  Bu senenin başında Kıbrıs'a geri dönüyordum. Atatürk havaalanında İstanbul'a pek hakim olmadığı dış görünüşünden ve hareketlerinden anlaşılan bir kadın pasaport kontorlünden sonraki x-ray cihazlarından sonra bana Kıbrıs'a gideceğini ama burada nerede beklemesi gerektiğini bilmediğini söyledi. Ben de Ercan'a ineceğim kapıya beraber gidelim isterseniz dedim, kabul etti. Kulağımda kulaklık olduğu için konuşası olsa da pek fırsat vermemiş oldum sanırım. Neyse kapıya geldik teşekkürler kızım dedi ve ayrı yerlere oturduk, uçağa binerken de kadını görmedim. Kapalı ve sıkışık yerler beni rahatsız ettiğinden cam kenarı tarafından koltuk seçmeye özen gösteririm, yolculuk boyunca dışarıyı izleyebileyim diye. Bu sefer check-in yapmayı unuttuğumdann ortadaki koltuklarda oturmak zorunda kalmıştım, haliyle mutsuz ve gergindim. Büyük kulaklıklarımla cam kenarında oturan bir diğer kadının yanına geçtim, İstanbul'u bilmediğini düşündüğüm kadın da yanıma oturdu şansa. Gerçi şansa mı şanssızlığamı bilemeyeceğim, kadın yolu uzun mu sandı bilmem, kulaklığıma rağmen konuşmaya başladıbu sefer öğrenci miyim, hangi okul, hangi bölüm oo demek psikoloğum (birinci sınıfa yeni başlayacaktım halbuki) derken kadın da kendi hayatını anlatmaya başladı. Çocuğu okuyormuş burada. Bunu duyan diğer tarafımdaki kadın da lafa girdi, o da çocuğunu ziyarete geliyormuş, ama talihsizlik yaşamış. Havaalanında valizini iki dakikalığına (!) oturduğu yere bırakıp tuvalete gitmiş, döndüğünde valiz yok! Aramış ama bulamamış,uçağın saati de geldiğinden koyverip binmesi gerekmiş. Kızım sen psikologusun, dedi bana, çok arttı bu kötü insanlardan, sizin bu insanları tedavi etmeniz gerek. Keşke mezun olduğumuzda elimize birer sihirli değnek verseler, bizde tüm hastaları tedavi etsek tüm kötüleri iyi yapsak ama ne yazık ki gerçek dünya o kadar kolay değil.

14 Nisan 2019 Pazar

Torunun Var Derdin Var, Biraz da Bacak Ağrısı

 İstanbul'da Beylikdüzünde oturuyorum. Bu da haliyle bana şehir içinde biri yere gidiyorken uzun yolculuğa çıkıyormuş deneyimi yaşatıyor. Yine bu saatler süren otobüs yolculuklarımın birinde, sokaklarda yürüdüğüm onca saatin üstüne bir de bir süre otobüste ayakta dikildikten sonra bir yer boşaldı. Ben bunun sevinci içinde biraz da sızlanarak bacaklarımı ovuştururken yanına oturduğum teyze, onun da dizlerinin çok ağrıdığından başladı konuşmaya. Torunundan doktor olmasını istemiş ona biraz baksaymış ne olurmuş ama yok, gidip elektrikçi olmuş çocuk. Teyze benim psikoloji okuduğumu öğrenince konuşmanın ileriki cümlelerinde bu sene bayağı yüksek bir puanla elektrik mühendisliğine girdiğini öğrendiğim vefasız torunun ne ahı kaldı ne vahı. Teyze bu vefasız toruna 3 yaşına kadar bakmış, sonra ailesi kreşe vermiş.Önceleri babaannesini çok severmiş bu torun ama ne olduysa -çok tahmin edilesi bir şekilde ergenlik yıllarına girdiği sıralarda- birden gördüğünde koşarak gidip boynuna atlamamaya, sarılıp öpücüğe boğmamaya başlamış. Kadının deyimiyle yabaninin biri oluvermiş. Ben de ergenlikten yeni çıkmış hatta tam çıkamamış biri olarak hemen, o yaşlarda böyle şeyler yapılabilir boş yere üzülmeyin şimdiye geçmiştir zaten değil mi, dedim en sevimli ve aynı zamanda profesyonel gözüken halimle. Ama yok teyze ne kadar içerlediyse sanki yanında büyüyen ilk çocuk buymuş gibi anlattı da anlattı. Çocuk anladığım kadarıyla derslerden başını sadece bilgisayar oynamak için kaldırıyormuş. Tabi bu cümleden sonra işlerin seyri değişti. Bilgisayarın, telefonun ne kadar büyük bir illet olduğunu anlatmaya başladı. Neredeyse kıyamet alameti demediği kaldı teknolojiye ve teknolojik aletlere. Ben nasıl cevap versem diye düşünürken aferin kızım bak herkesin kulağında kablolar var ama sen ne güzel sohbet ediyorsun. aferin aferin, diyerek durakta indi. Otobüse binerken kulaklığımı evde unuttuğum için kendi kendime söylendiğimi ve ne kadar üzüldüğümü bilmiyordu tabi.

Bilgisayar mı, Ben mi?

 Bilgisayar ve bilgisayar oyunlarına bağımlılık günümüzde aşırı bir artış gösterdi, hepimiz bunun farkındayız, ama tanıştığım bir kız bunu ç...